Onunla birlikte sokak hayvanlarına karşı farkındalığım gelişti. Hayvanlarla ilgili en ufak şiddet olayına büyük tepkiler göstermeye başladım. Apartman bahçesine koyduğum mama kabına laf edenle gırtlak gırtlağa kavga ettim. hayvanlar için bu kadar çırpınırken, dişimden tırnağımdan arttırıp tedavi masraflarını karşılamaya çalışırken, karda kışta besleme yapmaya çalışırken benim damak tadım yüzünden ölen hayvanlar olduğunu idrak etmeye başladım.
Bu ikiyüzlülüğüm başımı öne eğdi, Sesim o kadar gür çıkamıyordu artık. Artık benim yüzümden bir hayvan ölmemeliydi.
buna rağmen yaklaşık iki yıl direndim eti bırakamamaya. Kendime argüman bulmaya çalıştım o en sevdiğim hamburgerden vazgeçmemek için. "Bitkilerin de canı" var ", "doğamız bu etçiliz" dedim, tatmin olmasam da.
Bir gün mutlaka olacaktım. Ama önce adanaya gidip bir adana kebap, mersine gidip bir tantuni yemeliydim (utanıyorum yazarken).
Sonra bir gün dedim ki bir hafta hiç et yemeyeceğim, geri dönüşü olabilecek bir denemeydi benim için.
Kendimi vejeteryanliğimin ilk gününde yemekhanede insanlara; et yiyerek hayvan sömürüsünün bir parçası olmamamlarını söylerken buldum (ilk günden aktivist :) sanki dün akşam koca bir tabak kıymalı makarna yememişcesine)
Ha bu arada şunu eklemeden geçemeyeceğim bu süreçte bana en büyük yol gösterici, kafama bir şeyleri dank ettiren başta vegan, hayvan hakaları savunucusu instagam hesaplarıdır. Hepsine teşekkür ederim. (Öğütme makinesinden geçen civcivlerden daha etkili ne olabilir ki)
Not: adanada kebap ve mersinde tantuni yememiş olmanın gururunu yaşıyorum :)