cpm_inboxCount

Yazar adı gereklidir!

Göster Şifre gereklidir!

Şifreni mi unuttun?

Yazar adı gereklidir!

E-posta gereklidir!

Göster Parola gereklidir!

10 + 13 =

Şifrenizi mi unuttunuz? Endişelenmeyin! Aşağıdan kayıt olduğunuz e-posta adresinizi girin ve şifrenizi sıfırlayın.

E-posta gereklidir!

Girişe Dön

Kapat
  • veganlıktan vazgeçmek

    Gerçekten vegan olunamamış olma durumudur. Etik konular gündeminizdeyse vazgeçmeniz mantıken mümkün değil. Meseleyi beslenme olarak görüyorsa kişi, o zaman vazgeçme durumu olabilir. Ama bu da dediğim gibi veganlık değil.
    Zaten hiç vegan olmamışsındır! Bir süreliğine bitkisel beslenmişsindir! Etik vegan değilsindir! Damak zevkin ağır basmıştır! Gerçi konumuz "boğazımız değil boğazlanan masumlardır" ama sen konuyu hiç anlamamışsındır!
    "The game changers" etkisiyle bitkisel beslenmeye başlayan ve kendini "vegan" (!) olarak tanımlayan kitlenin bir kısmının bir süre sonra içinde olacağı durumdur.

    Bir kaç yıl sonra yapılacak istatistiklerde "veganlıktan vazgeçme oranını" maalesef bu kitle yükseltecek. Aslında vazgeçtikleri bitkisel beslenme olacak ama kime anlatabileceksin. veganlık karşıtları için "veganlık sürdürülebilir değil, benim arkadaşım da vegandı, bıraktı" muhabbetlerini besleyecek bir durum oluşacak.

    Ahlaki temelleri kişide netleşmemiş veganlığın uzun soluklu olması beklenemez.
    Ona veganlık değil “bitkisel bazlı beslenme” deniyor. Her bitkisel beslenen de kendisine vegan dediği için bu kavramın içi boşaltılıyor.
    vegan beslenmeyi tercih etmek ile veganizmi benimsemenin çok ayrı şeyler olduğunu gösteren durum. bir karar verdiğimizde zannettiğimizden farklı motivasyonlarla bunu yapıyor olabiliriz. bu motivasyonlar bir gün bittiğinde ise sandığımız sebep hala ortada olduğu halde kararlılığımızı yitirebiliyoruz. örneğin; hayvanların yaşam hakkını savunduğu için vegan olduğunu düşünen bireyin içsel motivasyonu sağlıklı ve fit olmak ise, bu olduğunda ya da artık fit olmak onun için o kadar önemli olmadığında kararı zayıflar. oysa hayvanların yaşam hakları ile ilgili değişen hiçbir durum olmamıştır.
    vicdani eleştiriye katılırım. ama veganlık beslenme şekli olarak da sürdürülebilirdir. doğru ve dengeli beslenmeyi öğrenmeli önce. kendini eğiteceksin.
    protein kaynaklarını öğrenip yiyeceksin, sadece salatayla olmaz. b12 takviyesi alacaksın, önemlidir.
    bol su içeceksin.
    karbonhidratla beraber yağ da alacaksın ki uzun süre tok tutsun. açlık hissini tetikleyen glisemik endeksi yüksek gıdalardan uzak duracaksın.
    ceviz şart...
    en önemlisi de vücudunun değişim geçireceğini bilecek ve ilk 6 ay sabırlı olacaksın. sonra her şey çok güzel, ferah ve hafif olacak. değme keyfine!

    veganlık yekten yaşam tarzımdır ancak talas savaşından sonra tekrar hayvanları ve onlardan elde edilen ürünleri tüketmeye dönebilirim.


    ey veganlık, veganlık hü:


    "İlminde gark olalı uş ben beni bilmezem,

    Dil ile söyleyüben vasfına eremezem.


    Sıfatın gelmez dile, kandalığın kim bile?

    Sun'un saymak dil ile, ben hiç kadir olmazam."

    sagliksal ya da cevresel nedenlerden dolayi vegan olanlar icin sasirmayacagim durumdur. etik sebeplerden dolayi vegan olmus birisi veganliktan vazgectiginde ayni zamanda degerlerinden, vicdanindan ve kisacasi kendinden vazgecmistir.

    bkz: tatlı su veganlığı: "sağlığım bozuluyor, daha sık başım ağrıyor, gözüm de seğirmeye başladı" gibi açıklamalarla veganlığı bırakan kişi ya da kişiler.

    yarım sene kadar önce eski bir vegan veganlığını bırakma sebebi olarak şu argümanları sunmuştu; hiçbir zaman yüzde yüz vegan olunamazmış şehir hayatında yaşadığımız için. yediğimiz meyve, sebzelerin gübresinde bile hayvan kanı varmış. tam olarak vegan olamayacaksa hiç vegan olmazmış. bu yüzden veganlığı bırakmış, vejetaryenliği da boşvermiş ve et yemeye de başlamış.

    tam olarak vegan olamamaya katılıyor olsam da ya hep ya hiç mantığı bana uymuyor. mükemmel olmaya gerek yok, zaten olmak da zor. olabileceğimiz en iyi halimize yakın olup hayatımızı da güzel geçirmek gerek bana göre.

    Antigone'da kreon'un söylediği sözlerle hitap edebileceğimiz kitle:


    "nankörler! et yemeyi seviyorsunuz ama aşçının kanlı önlüğü sizi rahatsız ediyor."

    Miley Cyrus "beyninin artık düzgün çalışmamaya başladığını düşünerek" veganlıktan vazgeçmiş.


    Beyninin çalışmadığı zaten buradan belli oluyor veganlığı bıraktığına göre.

    > endüstri eliyle doğa yıkımına iştirak etmemek için vegan olduysanız,


    > hayvan özgürlüğünü desteklemek motivasyonuyla vegan olduysanız,


    > tahakküme karşı söylem-eylem birliği adına vegan olduysanız,


    > daha sağlıklı olmak için vegan olduysanız,


    > vicdani hizalanma adına vegan olduysanız,


    > sosyal çevrenizdeki popülaritesinden dolayı vegan olduysanız,


    ne güzel!


    günümüzde çevre ve hayvan hakları aktivistleri artık veganlığı savunuyor. feminist, lgbti, anarşist, spiritüel, ruh-beden pratiklerine odaklanmış çevrelerde, doktorlar, diyetisyenler arasında da veganlık yükselen, gittikçe daha çok yüceltilen bir akım.


    fakat :


    eğer yukarıda saydıklarımı odağınıza alarak vegan olmayı sürdürüyorsanız, günün birinde nev-i kontra argümanlar, sosyal çevrenizin değişimi ya da yaşayacağınız bazı yeni farkındalıklar veganlıktan vazgeçmenize sebebiyet verebilir.


    örneğin,


    > doğada da hayvanların birbirini yiyip durduğunu, bunun doğal olduğunu söyleyebilirler.


    > ya da doğa yıkımı konusunda iş işten geçti diyebilirler. geri dönülmez noktaya geldiğimize inanarak vazgeçebilirsiniz.


    > etteki çok önemli bir molekülü mutlaka yemeniz gerektiğini söyleyebilir doktorlar. sağlık sorunlarınızı vegan olmanıza bağlayabilirler. en zayıf anınızda kemik suyu içmeye başlayabilirsiniz.


    > sadece çok iyi bakılmış, acısız öldürülmüş organik hayvanları, çok az miktarda yemeye ikna olabilirsiniz.


    > vegan olmak sosyal çevrenizde cool olmayan bişey haline gelebilir.


    kısacası, yazının başında sıralanan motivasyonlar günün birinde geçersiz hale geldiğinde, vegan olmanız lüzumsuz, tercih edilmeyen bir şeye dönüşebilir sizin için.


    oysa veganlığı içkinleştirmenin, onu yaşamımızın vazgeçilmez bir prensibi haline getirmenin garantili bir yolu vardır. o da şudur:


    > insanın doğal ve temel besininin meyveler olduğunu anlamak.


    bu noktada meyve kavramını yeniden tanımlamamız gerekiyor. çünkü bilinenin aksine çoğu sebze, kuruyemiş ve hatta hububat da, aslında meyve kategorisine dahildir.


    meyveler, bitkilerin çoğalmak amacıyla ürettiği çekirdekleri çevreleyen yapılardır. üzüm, elma, muz, karpuz gibi alışageldik meyvelerin yanısıra salatalık, domates, kabak, patlıcan gibi sebzeler de meyvedir.


    fındık, fıstık, ceviz gibi kuruyemişler, taze iken tüketilebilen nohut, fasulye, mercimek gibi bakliyatlar da meyvecil canlıların doğal besinidir. küçük ve sert tohumları olan buğday, arpa gibi bitkiler ise meyvecil kuşların besinidir. insanlar bunları pişirmeden tüketemez.


    şimdi kısa bir süre için hayvan sevgimizi, ekolojik aktivizm konusundaki tutkumuzu, vegan logosunu, bayrağını bir kenara bırakalım ve neden doğuştan vegan, meyvecil canlılar olduğumuza dair şu gerçekleri hatırlayalım;


    görsel


    > bir bebeğin önüne üzüm ve bir tavşan koyduğumuzda, bebek üzümü yemeye, tavşanı ise sevmeye, onunla oynamaya yönelir.


    bu, insanın doğasına dair çok basit fakat yanlışlanamaz bir deneydir. empirik bir gerçeği ortaya koyar.


    bebek, tavşanın kafasını ısırıp katır kutur yemeye çalışmaz.


    oldu da denedi, bebek manyak çıktı. üzümle oynadı, tavşanı ısırmaya çalıştı.


    bebeğin, tavşanın tüylü derisini ısırıp, kasları, damarları, kemikleri yemesi, sindirmesi, fizyolojik olarak imkansızdır.


    bunu yapmak yetişkin bir insan için de imkansızdır.


    bir tavşanı boğarak öldürmek, akabinde yemeye çalışmak çoğumuzun gözünde olsa olsa patolojik bir soruna işaret eder.


    sözün özü, insan, etçil hayvanlarda bulunan içgüdüleri taşımaz. örneğin bir kuzuyu çıplak elleriyle boğarak öldürmeyi, dişlerini boynuna geçirip kaslarını, damarlarını, liflerini çiğ çiğ yemeyi arzu etmez. aksine bunu yapan bir insanın psikopat olduğunu düşünürüz. çoğu insan bir hayvanın öldürülmesini izlemeye bile tahammül edemez.


    insan etçil bir canlı olmadığı için hayvanları ancak baharatlarla, tuzla tatlandırıp, pişirerek yiyebilir.


    etçillik insana kültür tarafından öğretilir.


    insanın fizyolojisi de hayvan öldürmek ve yemek için uygun değildir.


    > dişlerimiz kıllı bir deriyi ısıracak kadar keskin değildir. kasları, tendonları, damarları zevkle çiğneyebilmemiz mümkün değildir.

    > insanın alt çenesi otobur hayvanlarınki gibi yatay olarak hareket edebilir fakat dikey açıklığı etçil hayvanlardakinden çok daha dardır. çenemizin gücü kemikleri kırmaya yetmez,

    > yumuşak dokulu gırtlağımız kemik parçalarını yutmaya izin vermez.

    > tükürüğümüz alkali özelliktedir ve ağızda etin ön sindirimi için hiçbir enzim üretilmez.

    > bağırsaklarımız ve sindirim sürecimiz etçillere göre çok daha uzundur.

    > mide asidimiz diğer meyvecil memelilerle aynı güçtedir.


    insanın tüm fizyolojik özellikleri meyvecil bir canlı olduğunu söyler bize..meyvelerin şekline, rengine, kokusuna, tadına bayılırız. onları doğal olarak ister, kolayca toplayabilir, sorunsuzca sindirir ve meyve yiyerek doyarız. tazelenir, güçleniriz.


    aşağıdaki görselde etçil, otçul, hepçil ve meyvecil canlıların detaylı bir karşılaştırmasını görebilirsiniz.

    görsel


    insanın neden meyvecil bir canlı olduğunu en iyi anlatan şu kitabı paylaşarak bu kısmı bitirmek istiyorum;


    arnold ehret - mukussuz beslenme


    profesör arnold ehret'in 1920 yılında yazdığı mukussuz beslenme isimli eser. bu kitap çok sade bir dille ve okuyana coşku veren gerçek bir heyecanla kaleme alınmış, şahsen karnist paradigmanın bilgi kirliliğinden sıyrılmamı sağlamış, yıllar içinde benim için bir başucu kitabı haline gelmiş bir kitap. tabi ki, 100 yıl önce yazılmış olduğunu göz önüne alarak okumakta fayda var.


    -


    konu veganlıktan öyle ya da böyle vazgeçmek olduğunda beni sağlam bir zeminde tutan bakış açısı bu. eğer meyvecil bir canlı olduğumuzu bilirsek veganlıktan vazgeçmek mevzu bahis olmaktan çıkar. rengarenk, lezzetli meyvelerle beslenerek vegan yaşamın güzelliklerini kucaklayabiliriz.


    meyve ile beslenmek insanda psikosomatik bir devrim yaratır. veganlığın ahlaki nitelikleri meyveyle beslenen insanda kendiliğinden ortaya çıkar. kendimizi zulüm ürünleriyle zehirlemeyi bıraktığımızda gerçek doğamız olan sevinç ve sevecenliğe yeniden kavuşuruz.


    ilk zamanlarda, değişim, dönüşüm sürecinde güçlüklerle karşılaşmak, geçişte, uyumda zorlanmak gayet doğaldır.. çoğunluğun tersine yol alıyor olmak da cabası. burada ciddi bir paradigma değişiminden bahsediyoruz, haliyle had safhada yeni bilgiye, bildiğimizi sandığımız tonla saçmalığı da cesurca lağvetmeye ihtiyacımız var. veganlığa geçişin çetrefilli yanları olmadığını söylemek gerçekçi değil.


    ancak zamanla, bazı eşikleri aştıkça, sağlığa, dengeye, zihinsel ve duygusal netliğe kavuştukça, bu hediyeler sayesinde doğru yolda olduğumuzdan iyice emin oluyoruz ve içimizde bütün veganların ortak söylemi olan "keşke daha önce farketseydim" cümlesi yankılanıyor.


    böyleyken böyle. belki birilerine iyi gelir, kendime de bugünkü bakış açıma ilişkin bir not teşkil eder düşüncesiyle üşenmedim yazdım işte.. son olarak gary yourofsky 'nin şu mükemmel konuşmasını paylaşmak istiyorum, dinleyen herkese kesinlikle ilham vereceğine inanıyorum. babay.


    https:/www.youtube.com/watch?v=U5hGQDLprA8


    vegansozlukcom vegansozlukcom vegansozluk