Veganligin burjuvaya hitap eden bir yani yok. Tarihte ilk kaydedilen vegan al-maari kor bir munzeviydi. Bunu unutmayalim. Hintlilerin cogunun da fakir olmalarina ragmen ahimsa prensipleri yuzunden vejeteryan oldugunu biliyoruz.
Şifrenizi mi unuttunuz? Endişelenmeyin! Aşağıdan kayıt olduğunuz e-posta adresinizi girin ve şifrenizi sıfırlayın.
Veganligin burjuvaya hitap eden bir yani yok. Tarihte ilk kaydedilen vegan al-maari kor bir munzeviydi. Bunu unutmayalim. Hintlilerin cogunun da fakir olmalarina ragmen ahimsa prensipleri yuzunden vejeteryan oldugunu biliyoruz.
> endüstri eliyle doğa yıkımına iştirak etmemek için vegan olduysanız,
> hayvan özgürlüğünü desteklemek motivasyonuyla vegan olduysanız,
> tahakküme karşı söylem-eylem birliği adına vegan olduysanız,
> daha sağlıklı olmak için vegan olduysanız,
> vicdani hizalanma adına vegan olduysanız,
> sosyal çevrenizdeki popülaritesinden dolayı vegan olduysanız,
ne güzel!
günümüzde çevre ve hayvan hakları aktivistleri artık veganlığı savunuyor. feminist, lgbti, anarşist, spiritüel, ruh-beden pratiklerine odaklanmış çevrelerde, doktorlar, diyetisyenler arasında da veganlık yükselen, gittikçe daha çok yüceltilen bir akım.
fakat :
eğer yukarıda saydıklarımı odağınıza alarak vegan olmayı sürdürüyorsanız, günün birinde nev-i kontra argümanlar, sosyal çevrenizin değişimi ya da yaşayacağınız bazı yeni farkındalıklar veganlıktan vazgeçmenize sebebiyet verebilir.
örneğin,
> doğada da hayvanların birbirini yiyip durduğunu, bunun doğal olduğunu söyleyebilirler.
> ya da doğa yıkımı konusunda iş işten geçti diyebilirler. geri dönülmez noktaya geldiğimize inanarak vazgeçebilirsiniz.
> etteki çok önemli bir molekülü mutlaka yemeniz gerektiğini söyleyebilir doktorlar. sağlık sorunlarınızı vegan olmanıza bağlayabilirler. en zayıf anınızda kemik suyu içmeye başlayabilirsiniz.
> sadece çok iyi bakılmış, acısız öldürülmüş organik hayvanları, çok az miktarda yemeye ikna olabilirsiniz.
> vegan olmak sosyal çevrenizde cool olmayan bişey haline gelebilir.
kısacası, yazının başında sıralanan motivasyonlar günün birinde geçersiz hale geldiğinde, vegan olmanız lüzumsuz, tercih edilmeyen bir şeye dönüşebilir sizin için.
oysa veganlığı içkinleştirmenin, onu yaşamımızın vazgeçilmez bir prensibi haline getirmenin garantili bir yolu vardır. o da şudur:
> insanın doğal ve temel besininin meyveler olduğunu anlamak.
bu noktada meyve kavramını yeniden tanımlamamız gerekiyor. çünkü bilinenin aksine çoğu sebze, kuruyemiş ve hatta hububat da, aslında meyve kategorisine dahildir.
meyveler, bitkilerin çoğalmak amacıyla ürettiği çekirdekleri çevreleyen yapılardır. üzüm, elma, muz, karpuz gibi alışageldik meyvelerin yanısıra salatalık, domates, kabak, patlıcan gibi sebzeler de meyvedir.
fındık, fıstık, ceviz gibi kuruyemişler, taze iken tüketilebilen nohut, fasulye, mercimek gibi bakliyatlar da meyvecil canlıların doğal besinidir. küçük ve sert tohumları olan buğday, arpa gibi bitkiler ise meyvecil kuşların besinidir. insanlar bunları pişirmeden tüketemez.
şimdi kısa bir süre için hayvan sevgimizi, ekolojik aktivizm konusundaki tutkumuzu, vegan logosunu, bayrağını bir kenara bırakalım ve neden doğuştan vegan, meyvecil canlılar olduğumuza dair şu gerçekleri hatırlayalım;

> bir bebeğin önüne üzüm ve bir tavşan koyduğumuzda, bebek üzümü yemeye, tavşanı ise sevmeye, onunla oynamaya yönelir.
bu, insanın doğasına dair çok basit fakat yanlışlanamaz bir deneydir. empirik bir gerçeği ortaya koyar.
bebek, tavşanın kafasını ısırıp katır kutur yemeye çalışmaz.
oldu da denedi, bebek manyak çıktı. üzümle oynadı, tavşanı ısırmaya çalıştı.
bebeğin, tavşanın tüylü derisini ısırıp, kasları, damarları, kemikleri yemesi, sindirmesi, fizyolojik olarak imkansızdır.
bunu yapmak yetişkin bir insan için de imkansızdır.
bir tavşanı boğarak öldürmek, akabinde yemeye çalışmak çoğumuzun gözünde olsa olsa patolojik bir soruna işaret eder.
sözün özü, insan, etçil hayvanlarda bulunan içgüdüleri taşımaz. örneğin bir kuzuyu çıplak elleriyle boğarak öldürmeyi, dişlerini boynuna geçirip kaslarını, damarlarını, liflerini çiğ çiğ yemeyi arzu etmez. aksine bunu yapan bir insanın psikopat olduğunu düşünürüz. çoğu insan bir hayvanın öldürülmesini izlemeye bile tahammül edemez.
insan etçil bir canlı olmadığı için hayvanları ancak baharatlarla, tuzla tatlandırıp, pişirerek yiyebilir.
etçillik insana kültür tarafından öğretilir.
insanın fizyolojisi de hayvan öldürmek ve yemek için uygun değildir.
> dişlerimiz kıllı bir deriyi ısıracak kadar keskin değildir. kasları, tendonları, damarları zevkle çiğneyebilmemiz mümkün değildir.
> insanın alt çenesi otobur hayvanlarınki gibi yatay olarak hareket edebilir fakat dikey açıklığı etçil hayvanlardakinden çok daha dardır. çenemizin gücü kemikleri kırmaya yetmez,
> yumuşak dokulu gırtlağımız kemik parçalarını yutmaya izin vermez.
> tükürüğümüz alkali özelliktedir ve ağızda etin ön sindirimi için hiçbir enzim üretilmez.
> bağırsaklarımız ve sindirim sürecimiz etçillere göre çok daha uzundur.
> mide asidimiz diğer meyvecil memelilerle aynı güçtedir.
insanın tüm fizyolojik özellikleri meyvecil bir canlı olduğunu söyler bize..meyvelerin şekline, rengine, kokusuna, tadına bayılırız. onları doğal olarak ister, kolayca toplayabilir, sorunsuzca sindirir ve meyve yiyerek doyarız. tazelenir, güçleniriz.
aşağıdaki görselde etçil, otçul, hepçil ve meyvecil canlıların detaylı bir karşılaştırmasını görebilirsiniz.

insanın neden meyvecil bir canlı olduğunu en iyi anlatan şu kitabı paylaşarak bu kısmı bitirmek istiyorum;
arnold ehret - mukussuz beslenme
profesör arnold ehret'in 1920 yılında yazdığı mukussuz beslenme isimli eser. bu kitap çok sade bir dille ve okuyana coşku veren gerçek bir heyecanla kaleme alınmış, şahsen karnist paradigmanın bilgi kirliliğinden sıyrılmamı sağlamış, yıllar içinde benim için bir başucu kitabı haline gelmiş bir kitap. tabi ki, 100 yıl önce yazılmış olduğunu göz önüne alarak okumakta fayda var.
-
konu veganlıktan öyle ya da böyle vazgeçmek olduğunda beni sağlam bir zeminde tutan bakış açısı bu. eğer meyvecil bir canlı olduğumuzu bilirsek veganlıktan vazgeçmek mevzu bahis olmaktan çıkar. rengarenk, lezzetli meyvelerle beslenerek vegan yaşamın güzelliklerini kucaklayabiliriz.
meyve ile beslenmek insanda psikosomatik bir devrim yaratır. veganlığın ahlaki nitelikleri meyveyle beslenen insanda kendiliğinden ortaya çıkar. kendimizi zulüm ürünleriyle zehirlemeyi bıraktığımızda gerçek doğamız olan sevinç ve sevecenliğe yeniden kavuşuruz.
ilk zamanlarda, değişim, dönüşüm sürecinde güçlüklerle karşılaşmak, geçişte, uyumda zorlanmak gayet doğaldır.. çoğunluğun tersine yol alıyor olmak da cabası. burada ciddi bir paradigma değişiminden bahsediyoruz, haliyle had safhada yeni bilgiye, bildiğimizi sandığımız tonla saçmalığı da cesurca lağvetmeye ihtiyacımız var. veganlığa geçişin çetrefilli yanları olmadığını söylemek gerçekçi değil.
ancak zamanla, bazı eşikleri aştıkça, sağlığa, dengeye, zihinsel ve duygusal netliğe kavuştukça, bu hediyeler sayesinde doğru yolda olduğumuzdan iyice emin oluyoruz ve içimizde bütün veganların ortak söylemi olan "keşke daha önce farketseydim" cümlesi yankılanıyor.
böyleyken böyle. belki birilerine iyi gelir, kendime de bugünkü bakış açıma ilişkin bir not teşkil eder düşüncesiyle üşenmedim yazdım işte.. son olarak gary yourofsky 'nin şu mükemmel konuşmasını paylaşmak istiyorum, dinleyen herkese kesinlikle ilham vereceğine inanıyorum. babay.
https:/www.youtube.com/watch?v=U5hGQDLprA8
Veganlığı bırakmak isimli bir başlık açıp şunu yazmıştım. Aynen bu başlığa taşıyorum:
Çevrenizde veganlığı bırakanlar var ise, bu nasıl ve neden oluyor?Uzun bir süredir veganım, buna bağlı bir sorun yaşamıyorum. Ancak zamanla iyi ve güçlü duygularımda bir aşınma oldu. Veganlık da bundan nasibini alıyor. Hala vegan olsam da, pratiğim değişmese de, eskisi kadar nefret etmiyorum navegan dünyadan. Galiba bir kanıksama oluyor. Şu anda köpekleri de kurtaramiyoruz. Veganlikta duygular da önemli sanırım.