cpm_inboxCount

Yazar adı gereklidir!

Göster Şifre gereklidir!

Şifreni mi unuttun?

Yazar adı gereklidir!

E-posta gereklidir!

Göster Parola gereklidir!

4 + 2 =

Şifrenizi mi unuttunuz? Endişelenmeyin! Aşağıdan kayıt olduğunuz e-posta adresinizi girin ve şifrenizi sıfırlayın.

E-posta gereklidir!

Girişe Dön

Kapat
  • veganlığın psişik duyarlılığa etkileri

    psişik duyarlılık, beş fiziksel duyunun yanında önsezi, telepati, manyetik ve elektrik alanlara olan hassasiyetleri kapsayan bir kategori olarak tanımlanabilir.


    metafizik ve ezoterik literatürde masalsı ve gizemli şekillerde sıkça bahsi geçen bu duyarlılıkların aslında fiziksel varlığın bir devamı olarak rasyonel bir bakışla da ele alınması mümkündür.


    her nesnenin ve canlının rezonansı olduğu, tüm canlıların elektrik taşıdığı ve yaydığı, kuantum alanda zaman ve mekânın olmadığı, bedenlerimizi de oluşturan atomların yüzde 99 oranında boşluktan müteşekkil oluşu gibi bilimsel keşifler sayesinde, artık konuyu dinsel, ezoterik, mistik hikayelere mahkûm olmadan da konuşabileceğimiz bir çağdayız.


    eğitim sisteminde ve kültürde maruz kaldığımız şartlandırmaların bir sonucu olarak bu duyarlılıkları deneyimlesek bile tesadüf olduklarını varsaymayı seçeriz. haliyle bedenin meyve, sebze gibi elektrik yüklü besinlerin tüketilmesiyle geri kazandığı akışkanlığın bir getirisi olarak ortaya çıkan bu hassasiyetlerden açıkça söz edildiğini duymak kendi deneyimlerimi tanımlamak açısından bana destek oldu.


    yazdıklarımın halen bu konuya mesafeli olanlara ve belki de içimdeki şüpheciye karşı bir savunma gibi okunması mümkün. yapıcak bişi yok..

    psikiyatrinin paranoya, şizofreni, depresyon, epilepsi gibi teşhislerle tuttuğu alanda aslında psişik duyarlılığına yabancılaşmış insanın trajedisi saklı bence.


    pedagoji eğitimi almış ve bu alanda çokça kafa patlatmış biri olarak, duyarsızlığı norm alan bir toplumda duyarlı olmayı seçen her insanın anormallik etiketiyle yaftalandığını düşünüyorum.


    heyvan yiyen dünyada vegan olmanın psikolojisi, öteki sayılmakla baş etmek gibi sınavlardan geçerken insan kendi doğrusuyla daha samimi bir ilişki kuruyor.


    günümüzde de insanı hasta olmakla itham eden tıp anlayışının, semptomların yok edilmesini amaçlayan yaklaşımın karşısına, arızaya sebep olan etmenleri inceleyen, sorunların temelinde yatan toplumsal, kültürel etkiye odaklanan, alışkanlıkları değiştirerek iyileştiren yöntemler giderek daha çok kabul görüyor.


    örneklemek gerekirse;


    11 yaşındayken uyurgezer kabuslar görmeye başladım. olayların ilerlediği bir süreçte yapılan uyku analizi sonucu, bana epilepsi ilaçları yazılmıştı. evdeki korkunç gerilimin düzeltilmesi bu reçetede yoktu mesela. neyse ki ailem olağanüstü bir farkındalıkla, beni ilaçlamak yerine o zamanlar gümüşsuyu'nda bulunan transandantal meditasyon merkezine meditasyon öğrenmeye götürdü.


    her gün yaptığım uygulama sayesinde uyurgezerlikten kısa zamanda kurtuldum. bir süre ailece meditasyon yaptığımız için evdeki gerilimde de hatırı sayılır bir azalma oldu.


    sonuçta bana anormal teşhisi koyup ilaçla tedavi edecek olan yöntem yerine, çevresel faktörleri de içine alan, sorunu dinlemeye yönelik bir çözüm, hakikaten, kalıcı olarak işe yaradı. bu da böyle bir hikayemdir.


    vegansozlukcom vegansozlukcom vegansozluk