vegan olmama sebep olan tohumu yuttuğum günleri hatırlıyorum.
2011'de Berlin'e yeni taşındığım dönemde iki-üç ayda bir ev değiştiriyordum. ilk olarak pflügerstr'de bir evde, üç ay vegan bir çiftle yaşadım. yanlarında yediğim peynire, pişirdiğim sucuklu yumurtaya ses çıkarmamaya çalıştılar ve nazikçe vegan alternatifleri benimle paylaştılar. <3
ardından weserstr'de budist vegan bir ev arkadaşım oldu. ben yine sucuklu yumurta yaparken, karşıma geçip civcivlerin öğütücüye atılmasını, buzağıların annelerinden koparılıp kesime gönderilmesini anlattı ve hüngür hüngür ağladı. canımın içi dostumun gözyaşlarıyla sulanan tohumlar, 2013 eylül'ünde 30 yaşıma kadar yediğim cesetlerin ve hayvansal salgıların artık kronik hastalıklar olarak başgöstermeye başlamasıyla girdiğim kendimi tedavi arayışının da etkisiyle filizlendi.
kendime bile çaktırmadan et yememeye başladım. 6 ay sonunda işten çıkıp bi döner aldım. ısırdım, tükürdüm ve artık vegan olduğumu anladım.
yine de çevre bilinci, sağlık, vicdan ve bilimin temelini oluşturduğu bir vegan farkındalığa ikna olmak için yıllar boyunca araştırmalarımı sürdürmem gerekti. gary yourofsky 'nin 'dünyanın en iyi konuşması'' bu konuda çok yardımcı oldu. earthlings keza.. ve başucu kitabım, arnold ehret 'in mukussuz beslenme isimli kitabı. beslenmeye bakış açımı değiştiren bir kitaptır. bu da benim hikayem işte..