vegan olduğum ilk günlerde aldığım kararlardan birisi kimseyi bu duruma zorlamamaktı. burada 'zorlamak' anahtar kelime bence. o günlerde evleneceğim kişinin benimle müşterek hassasiyetleri paylaşması gerektiğini düşünüyordum. buna onu zorlamanın ise beklenmedik daha kötü sonuçları olabilirdi ki kişilik olarak bu tarz bir durumun ters tepeceği bir kişiliğe sahip kendisi. yirmi gün geçti ve evlendik. nişan günü bana ilk defa deneyerek elleriyle bir vegan pasta yaptı. onun da benim için çabaladığını görmek mutluluk vericiydi. nikah yemeğinde bir bir tek ben vegan yemek yedim. eminim normalde bana eşlik ederdi ama o günlerde her şey yeni ve her şey o kadar hızlı oluyordu ki. evlilik hayatı başladı ve ben veganlığı sindirdikçe onu peynir yerken görmek git gide daha zor gelir oldu. tabi veganlık üzerine konuşuyorduk çünkü bende yeni şeyler öğreniyordum her gün ve onunla paylaşıyorum. beni anladığını ama zaman ihtiyacı olduğunu söylüyordu. belki hiç bir zaman vegan olamayacağını da söylüyordu ki bu benim için her geçen gün kabul edilebilir olmaktan uzaklaşıyordu. veganlık, felsefesi ile yerleştikçe ve benimsedikçe aynı evde peynir tüketen birisinin olması çok daha zor hale gelmişti. hatta kendime soruyordum; bütün anlattıklarım, izlettiklerime rağmen hala nasıl yiyebiliyor diye. umudumu kestiğim, içimden çok kızdığım zamanlar oldu. vazgeçmeye yaklaştığım zamanlar oldu ama eşimin sağ duyusuna güvendim ve tabi her şeye rağmen aşıktım.