Dalından düşen her şey doğanın armağanıdır. Örneğin bir elma olgunlaşıp dalından düşünce toprakla ilişkisi kendiliğinden kesilir. Oysa sebzeyi biz topraktan koparırız. Sanırım temelinde doğanın işleyişine neredeyse hiç karışmadan sadece bir parçası olarak yaşama amacı yatıyor.
atalarımız da iki ayak üzerine dikilmeden önce yere düşen meyveleri ve böcekleri yiyordu. Anatomik Yapımız bu yönde.
Çekirdeği olmayan bir şeyi yememe gibi de düşünülebilir. Bunun mantığı da şu: bir patatesi yediğinizde onu tamamen yok etmiş oluyorsunuz ve bunu telafi edemezsiniz, oysa bir domatesi yediğinizde onun çekirdeklerinden bazılarını doğaya geri verebilirsiniz yani telafisi var. Gerçi günümüz tarımcılığında ve doyurulması gereken aşırı nüfus yoğunluğunu düşününce bütün bunların bir önemi yok ve doğadan uzaklaştıkça frutaryenlik de insan yapımı ürünlerin aşırı tüketimine dayalı olacaktır. En güzeli kendi bahçeniz olması belki de.