cpm_inboxCount

Yazar adı gereklidir!

Göster Şifre gereklidir!

Şifreni mi unuttun?

Yazar adı gereklidir!

E-posta gereklidir!

Göster Parola gereklidir!

14 + 8 =

Şifrenizi mi unuttunuz? Endişelenmeyin! Aşağıdan kayıt olduğunuz e-posta adresinizi girin ve şifrenizi sıfırlayın.

E-posta gereklidir!

Girişe Dön

Kapat
  • antinatalist vegan

    vegan bebek yetiştiriyoruz. yıkanabilir bez kullanıyoruz. kullan at ürünler kullanmıyoruz. 2 ayda kullanım dışı kalacağını bildiğimiz hiç bir ürüne para vermiyoruz. yurtdışı menşeili hiç bir ürünü mutfağımıza sokmuyoruz. kahve ve kakao tüketimimiz minimumda. özel araç kullanmıyoruz. hava yolu kesinlikle tercih etmiyoruz. antinatalistler umarım bunlara dikkat ettikten sonra üzerine bir de çocuk düşünmeyenlerdir.

    Tek gerekçesi ekolojik olmayan insan üremesine karşı olma fikri.


    Kendimi bildim bileli antinatalistim. Benim gibi vegan olma gerekçesi; bilinçli bir canlının acı çekmesine, sömürülmesine, köleleştirilmesine ortak olmamaksa, her insan gibi acı çekmesi ve sömürülmesi ve köleleştirilmesi mutlak olan insan yavrularının da dünyaya getirilmemesi taraftarıyım.

    Vegan oluşumdan bağımsız çok daha uzun süredir bu görüşü savunur, tüm insanların da aynı şekilde düşünmesini bazen empoze etmeye çalışırım. İyi ve güzel insanlar hiç mi üremesin peki? Yetimhanelerde bir sürü evlat yitip giderken onların hayatını değiştirmek (eğer evlat sahibi olmaya imkanı varsa) çok daha kıymetlidir. Günümüzde, bu haldeki bir dünyaya yeni bir insan getirmek çok egoist bir davranıştır.

    Antinatalizm , doganin korunmasiyla ilgili olmaktan ziyade; dogacak kisinin karsilasacagi tum zorluklardan, sorunlardan, hastaliktan o kisiyi korumayi amaclayan bir felsefi gorustur. Dogmamis bir insanin zaten dunyaya gelme istegi yoktur. Ayrica yaban hayati yasayan canlilarin da daha fazla uremesinin onlenmesi gerektigini soyler. Sadece insanlarla sinirli bir gorus degildir.

    Veganlikla birlikte dunyadaki acilari azaltmayi amaclar.


    Edit: bir de mizantropik antinatalizm ve estetik antinatalizm vardir. Mizantropik antinatalizm, dogacak insanin (eger vegan degilse) diger canlilara verebilecegi zarari/aciyi/problemleri dusunur ve insanin 'kotu' dogasi geregi (Xunzi), insan irkinin devam etmemesini soyler. Ama burada da yaban hayati izdirabi gozden kacirilmis gibi geliyor bana.


    Estetik antinatalizm de, aynen budizm gibi insanin cirkin ya da 'igrenc' olan yapisina odaklanir. Ornegin; salya, sumuk, kusmuk, tirnak, karaciger vs. Belki de sadece bitkilerin oldugu daha 'estetik' bir dunya dusunulur bu goruse gore... :)

    kimi zaman Acı minimizasyonunun mutluluk maksimizasyonuna kıyasla önceliklendirilmesi felsefesine dayanır. (bkz:negatif-utilitaryanizm)


    David Benatar'ın asimetri argümanına göre:

    Acının varlığı kötüdür

    Hazzın varlığı iyidir

    Acının yokluğu iyidir

    Hazzın yokluğu kötü değildir


    Evrimin hayatta kalmayı önceliklendirmesi beraberinde acı ve haz arasında bir asimetriye neden olmuştur ve acıya yönelik duyarlılığın hazzınkinden daha güçlü ve baskın olmasına yol açmıştır. Canlı organizmalar için acı, hayatta kalma açısından acil bir sinyaldir; kaçınılması, bastırılması ya da ortadan kaldırılması gerekir. Haz ise çoğu zaman ikincildir, geciktirilebilir ve yokluğu organizma için doğrudan bir tehdit oluşturmaz. Bu biyolojik gerçeklik, etik düzlemde de yankı bulur: acının ahlaki ağırlığı, hazzınkinden daha fazladır.


    spoiler:Bu noktada Benatar’ın asimetri argümanı yalnızca soyut bir etik önerme değil, aynı zamanda insan deneyiminin yapısına dair betimleyici bir tespittir. Acı, yalnızca “kötü” olmakla kalmaz; aynı zamanda bastırıcı, anlam daraltıcı ve varoluşu savunma moduna hapseden bir güçtür. Haz ise çoğu zaman geçici, alışmaya açık ve yokluğunda ciddi bir zarar üretmeyen bir durumdur. Bu nedenle acının varlığı telafi edilmesi gereken bir kötülükken, hazzın yokluğu telafi edilmesi gereken bir eksiklik olarak görülmez.


    Buradan hareketle, bir yaşam yaratmak, kaçınılmaz olarak acının varlığını garanti ederken; o yaşam yaratılmadığında yalnızca hazzın yokluğu söz konusudur. Ancak bu yokluk, deneyimleyen bir özne bulunmadığı için ahlaki bir zarar teşkil etmez. Buna karşılık, yaratılan her özne acıya maruz kalacak, bedensel ve psikolojik kırılganlıklar taşıyacak ve varoluşunu sürdürmek için bu acılarla baş etmek zorunda kalacaktır.


    Dolayısıyla etik değerlendirme şu noktada düğümlenir: Acıyı minimize etmek mi, yoksa mutluluğu maksimize etmek mi önceliklidir?


    Eğer acı, hazzın yokluğundan daha ağır bir ahlaki statüye sahipse, ki hem evrimsel hem fenomenolojik veriler bunu destekler, o halde acı üretme potansiyeli taşıyan bir eylemden kaçınmak, haz üretme ihtimali olan bir eylemi gerçekleştirmekten daha güçlü bir etik yükümlülük haline gelir.


    Bu bağlamda antinatalizm, yaşam karşıtı bir duygu durumundan değil, zarar önleyici bir etik ilkeden türeyen bir pozisyondur. Var olmayan bir varlığa mutluluk kazandırılamaz, ancak var olan bir varlık acıya maruz bırakılabilir. Etik olarak anlamlı olan da tam olarak bu asimetridir.


    Hazzın ortaya çıkışı çoğu zaman özel koşullara, sürekli çabaya ve istikrarlı bir dış dünyaya bağlıdır. Beslenme, güvenlik, sağlık, toplumsal kabul ve psikolojik denge gibi çok sayıda öncül sağlanmadan haz sürdürülebilir hâle gelemez. Buna karşın acı; ihmal, kayıp, hastalık, belirsizlik ya da yalnızca zamanın geçmesiyle bile kendiliğinden üretilebilir. Bu da acıyı yalnızca daha yoğun değil, aynı zamanda daha erişilebilir bir durum kılar.


    Bu erişilebilirlik farkı, etik değerlendirmede belirleyici bir rol oynar. Haz, çoğu zaman aktif olarak inşa edilmesi gereken kırılgan bir durumken; acı, pasif kalındığında dahi ortaya çıkabilen varsayılan bir sonuçtur. Bir başka deyişle, haz istisnai bir başarıyı, acı ise olağan bir durumu temsil eder. Bu nedenle yaşam, sürekli olarak acıyı yönetme ve sınırlama çabası gerektirirken, hazzı garanti eden bir yapı sunmaz.


    Bunlardan yola çıkarak canlılık, evrimsel olarak acı üretmeye programlıdır, antinatalist veganizm bu programın bilinçli bir etik kesintiye uğratılması olarak okunabilir. Vegan etik, yalnızca bireysel tercihlerle ilgili değildir; aksine, üremenin ve tüketimin doğallaştırılmış şiddetine karşı bir reddiyedir. “Yaşam böyle” argümanını kabul etmek yerine, yaşamın nasıl işlediğini görüp bu işleyişe ne ölçüde katılacağımızı sorgular.


    Bu noktada antinatalizm ile veganizm ortak bir zeminde buluşur: her ikisi de acıyı telafi etmeye çalışmak yerine, acı üretimini en baştan azaltmayı hedefler. Birinde yeni öznelere acı yüklenmesi reddedilir; diğerinde mevcut öznelere acı çektirilmesi. Her iki yaklaşım da, evrimin kör mekanizmalarını (gerek biyolojik, gerekse sosyal) ahlaki zorunluluklar olarak kabul etmeyi reddeder.


    Antinatalizmin daha aşırı formu olarak efilizm, antinatalizmin temel acı-minimizasyonu ilkesini yalnızca insanla sınırlı tutmaz; tüm hissedebilir yaşamı kapsayacak şekilde genişletir. Efilizme göre sorun, tek tek bireylerin dünyaya gelmesi değil, bizzat canlılığın kendisinin acı üretme kapasitesidir. Yaşam, hangi türde olursa olsun, duyarlılık geliştirdiği anda acıya açık hâle gelir ve bu acı, evrimsel süreç boyunca sistematik biçimde çoğaltılır.


    Bu perspektiften bakıldığında efilizm, “insanlar çocuk yapmamalı” önermesinin ötesine geçerek şunu iddia eder: Doğa, romantize edildiği gibi dengeli ya da masum bir alan değil; aksine, yırtıcılık, açlık, hastalık, korku ve erken ölüm üzerine kurulu bir acı mekanizmasıdır. Vahşi doğadaki canlıların büyük çoğunluğu kısa, stresli ve acı dolu hayatlar yaşar; çoğu, doğar doğmaz ya da genç yaşta şiddetli biçimlerde ölür. Bu acı, herhangi bir bilinçli kötülüğün değil, evrimsel seçilimin doğrudan sonucudur.


    Efilizm, antinatalizme kıyasla, daha radikal bir etik sezgi ortaya koyar: Eğer acı, hazzın yokluğundan ahlaki olarak daha ağırsa ve yaşam acıyı kaçınılmaz biçimde üretiyorsa, o hâlde yaşamın sürdürülmesi değil, sonlandırılması daha az zararlı bir durum olacaktır. Bu, yaşamdan nefret etmekten değil, acıyı ciddiye almaktan kaynaklanan bir sonuçtur. Efilizm, varoluşu kutsal kabul eden varsayımı reddeder ve değeri, yaşamın kendisine değil, deneyimlenen durumların niteliğine bağlar.


    Vegan topluluklarda bu tür negatif utilitarist felsefelerin bulunması, etik düşüncenin farklı derinliklerini yansıtır. Bu bağlamda, hem antinatalizm hem de efilizm, aynı temel felsefi eksen üzerinde hareket eder: acının minimizasyonunun mutlak önceliklendirilmesi.


    (bkz:negative utilitarianism)

    (bkz:benevolent world exploder)

    (bkz:Benatar's asymmetry argument)

    (bkz:thomas metzinger)

    (bkz:benevolent artificial anti-natalism)

    (bkz:thomas ligotti)

    (bkz:against the glory of evolution)

    (bkz:emil cioran)

    (bkz:The Trouble With Being Born)

    (bkz:eduard von hartmann)

    (bkz:Philosophy of the Unconscious)

    (bkz:gary inmendham)

    (bkz:efilism)

    vegansozlukcom vegansozlukcom vegansozluk