geçmişte yeldeğirmeni'nde 6 ay kadar çöpe atılan meyve ve sebzelerle beslenmiştim. şort ve parmakarası terlikle yaşıyor, her an hiç bitmeyen bir neşe ve özgürlük duygusuyla doluyordum. zorunda olduğum için değil, bu herkesin köle ve efendilik yaptığı sömürü zincirine destek olmamak istediğim için. çöpü de tüketsen bir parçasısın, ona ne şüphe. ama en azından gözden çıkarılmışları yeniden değerlendiriyorsun. şort terlik de güneşi, havayı soğurmak için, çıplaklığa en yakın ama toplumsal baskının çeperinde duran bir seçim. şehirde bunu yapabilmemin sebebi, yaşadığım acıların üstünde yükselebilmek amacıyla, kalbimin sesine, öz prensiplerime tamamiyle eş titreşimde bir hayatı yaşamaya karar verebilmem oldu. hayatın ne kadar kırılgan ve geçici olduğunu gerçekten anlayınca ne korku kalıyor ne de utanç. başkalarının düşüncelerine varlığımı yönetme gücünü vermemek. neysem o olmak. gerçek samimiyet büyük bir cesaret gerektiriyor ve her şeye rağmen her gün yeniden çabalamayı. buna rağmen freeganlığa daha fazla devam etmedim çünkü hayat beni başka adreslere, başka deneyimlere sevk etti. artık tek hayalim insanın deli dünyasından, sözde konforundan uzak, sessizlik ve doğanın şarkısıyla dolu bir alana geçiş yapmak. artık adım atma zamanı.. çünkü iştirak etmek istemediğim şeyden uzaklaşmalıyım, içinde yaşadıkça ona dönüşüyorum.