benim de şu an izlediğim belgesel, karşılaştığım manzaraların çoğunu farklı kaynaklardan biliyorum ancak hepsini bir arada toplamış olması ve mutlaka bilmediğimiz, bilmediğiniz yeni bilgilerle, istatistiklerle, nihayetinde mükemmel bir iş ortaya çıkmış.
sea shepherd kurucusu paul watson'un her fırsatta ortaya koyduğu, greenpeace ve wwf vakfı gibi kuruluşların, çevrecilik, hayvan hakları savunurken endüstriyel hayvancılık hakkında hiç bir açıklaması, tepkisi olmaması durumunu, aslında ne kadar çıkarcı ve içi boş olduklarını bu belgesel çok net ortaya koyuyor. ayrıca "sağlığı için sadece balık tüketen" pesketaryen 'lerin bu belgeseli izlerlerse, aslında sağlıkları için balık yememeleri gerektiğini öğrenecekleri iş çıkmış ortaya.
bir de günümüz tüketim toplumunun kavramlar ve ikonlara ne kadar bağlılık gösterdiğini çok net kavradım. denizler, plastik atıklar denildiğinde insanların aklına gelen ilk ürün olan plastik pipetlerin aslında okyanustaki plastik atıkların %0,03'ü olduğu, ile asıl atığın, kullanılmayan, zarar görmüş balık ağları olduğunu açıklıyor belgesel. bu rakam, balıkçılık endüstrisi ile alakalı teknelerin kullandığı diğer plastik atıklarla birleştiğinde 'den fazlasını oluşturuyor. sadece plastik pipet, poşet vb kullanmayarak, yerde bir poşet gördü mü, atanlar için küfür kıyamet ortalığı yıkan "çevreci" kavramını kendine tanımlayan insanlara mutlaka izletin. izletirken ya da izletmeden önce üstlerine gidip kendilerini kötü hissettirmeyin, bırakın o işi belgesel kendisi yapacaktır zaten. arkada asıl zarar verilirken, sahne önüne atılan ve insanların savaş ilan ettiği ya da sarıldığı "sürüdürlebilirlik" "çevreci olmak" gibi kavramların "plastik pipet" "naylon poşet" gibi, her ne kadar okyanuslara, denizlere verilen zararda payı olsa da, asıl aktör olmadığını çok net görebilir, gösterebilirsiniz.
edit : imla