Vistopya olarak da ozetlenebilen bir durum. Ben de gun icinde disari ciktigimda marketlerde, reklamlarda, insanlarin konusmalarinda...kendimi bu vistopyanin icinde buluyorum. Icimden bazen hindistan'a yerlesmek geliyor, en azindan orada hindu nufusunun yuzde kirkinin vejeteryan oldugu gercegi var ve et yeme oranlari da dunyanin en az seviyelerinde...yuzlerce yillik bir Hint felsefesi (#12455 ) sonucunda gelismis ahimsa prensipleri var. Hint dizileri izlerken mutlu oluyorum cunku et yemek neredeyse hicbir zaman tesvik edilmiyor. Acaba neden diger cografyalarda da hayvanlara saygi ve zarar vermeme prensipleri gelismemis diye dusunurken buluyorum kendimi. Keske kedi ve kopeklerin gordugu deger kadar koyunlara, kecilere ve ineklere de deger verilse...ornegin, hintliler ineklere tapiyorlar diye dalga geciliyor ama hintliler inekleri onlara sut verdikleri icin kutsal bir anne gibi goruyor... yani bir vefa borcu denilebilir. Ya biz ne yapiyoruz? Masum ineklerin hem sutlerini caliyoruz hem de yaslari gelince bogazlarini bicakliyoruz. Sonradan da bu eylemlerimizi cesitli laf salatalariyla hakli gostermeye calisiyoruz. Vistopya her an her yerde insana kendini hatirlatiyor kisaca.
Vistopya duygulariyla bas etmek icin kafamizi dagitmaya yardimci olacak aktiviteler secilebilir. Bazilari icin spor, hobiler, muzik de duygularimizi sindirmemize yardimci olabilir sanirim. Vegan olma sancisi bu sekilde biraz hafifletilebilir diye dusunuyorum.