uzun yıllardır duyduğum bir his bu.
-insanlara vicdani ve etik yönden neden vegan olunması gerektiğini mi anlatmalı,
-çalışırken, günlük hayatta, yolculuklarda vs. vegan kalmaya mı çalışmalı, kullanılan plastiklerin, hunharca atık çıkarmanın, toplumun satın aldığı ve tükettiği ürünlerin gezegeni ve canlıları nasıl etkilediği izlenirken dehşete mi düşülmeli
-kendi veganlığın hakkında; ''ah o şimdi bunu da yemez, şunu da yemez, giysi alırken de dikkat ediyorsundur sen, böyle hayat mı geçer'' demelerini mi sindirmeli
-hayvanlara yapılan eziyetleri, haksızlıkları işaret ettikçe, susmadıkça ve karşı çıkmayı bırakmadıkça, tüm bunların toplum içinde birden anlamsızlaştığını görüp anlamının boşa düştüğüne mi üzülmeli, ya da anında tam tersini hissedip, aslında anlamının boşa düşmediğini görüp daha da dirayetli ve volume yükselterek savunmaya devam mı etmeli
daha o kadar çok sayabilirim ki...
konuşmaktan çok yoruldum, anlatmaktan çok yoruldum, bir şeyleri işaret etmekten çok yoruldum.
sadece veganlık değil, akılcı olan her şey türkiye ve türkiye benzeri ülkelerde ne yazık ki hiçbir anlam ifade etmiyor.
o kadar yalnızlaştım ki, ne sokağa çıkmak istiyorum geceleri.. ne gidip bir yerde güvenerek yemek yiyebiliyorum.. ne biriyle günü birlik konuşabiliyorum..
konu dönüp dolaşıp 'ben peynirden vazgeçemem'e geliyor. iyi de biz onu konuşmuyorduk ki. ben sana hayvan tecavüzlerinden, pornografi'den, erk'den, kapital'den, küresel ısınma'dan, gaz salınımı'ndan, vs'den bahsediyorum, bunu da sen sordun diye yapıyorum, dinlicem dedin diye, tartışma başlattın diye yapıyorum, sen dönüp dolaşıp ''ay peynirsiz olmaz'' diyorsun.
oldu mu şimdi?