cpm_inboxCount

Yazar adı gereklidir!

Göster Şifre gereklidir!

Şifreni mi unuttun?

Yazar adı gereklidir!

E-posta gereklidir!

Göster Parola gereklidir!

12 + 14 =

Şifrenizi mi unuttunuz? Endişelenmeyin! Aşağıdan kayıt olduğunuz e-posta adresinizi girin ve şifrenizi sıfırlayın.

E-posta gereklidir!

Girişe Dön

Kapat
  • kurban bayramı deneyimleri

    hayvanların çaresiz melemeleriyle gelir. kan kokusu başınızı alır. sürekli pişirilen etler genzinize yapışır, nefes alamayacak duruma gelirsiniz. hatta et yiyenleri de tutar, tiksindirir.


    bayram nedeniyle deneyimlerimizi bir başlıkta toplayarak ilerisi için atılacak adımları hep beraber düşünmenizin faydalı olabileceğini düşündüm.


    örneğin, ben ailemi (bu sene olmasa da) seneye kurban yerine, bir kurum ya da kuruluşa yardımda bulunmaya ikna ettim. bayram günlüğümü de buraya aktarmayı düşünüyorum. hep beraber paylaşalım bu acı deneyimlerimizi. bir nebze de olsa, umuda sevk edecek anlar da çıkacak bizler için.

    Malesef piknik alanının yanında evim ve her kurbanda mangala gelen bir sürü kişi oluyor.Bu sene korona yüzünden yasak belki bi nebze azaltır.Ailemi ikna edemiyorum çünkü onlar kurban kesilmesi gerektiğini yoksa bu kanın insandan akacağına inanıyorlar.eminim kurban kesmeyen ve hala yaşayan bir sürü insan vardır.keske yardım niyetine kanser derneklerine bağış yapsalar.

    Bu bayram yeni bir şey denemeye karar verdim et yiyenlere karşı en sevmedikleri sebze yemeklerini yapacağım 1 haftadır hazırlanıyorum. Sürekli sebze de pişecek.Bamya kabak lahana görelim bakalım ilk kim pes edecek :)

    Kurban Bayramı travmaları olarak da anabileceğimiz olmaz olası yaşantılar. çocukluğumun geçtiği merter'de her "bayram" hayvanlar bir iki hafta öncesinden bahçeye getirilir, kesilene dek beslenirdi. biz çocuklar bu süreçte hayvanlara sarılır, onlarla sevgi bağı kurardık.


    gün geldiğinde hepsi birer birer ayaklarından ve gözlerinden bağlanır, mahalledeki tüm çocukların gözü önünde boğazları kesilerek öldürülürdü. akabinde alınlarımıza çalınan bir parmak kanlarının toprak üzerinde oluşturduğu dereyi, adamların derilerini hızlı bıçak darbeleriyle ve çekiştirerek yüzerken çıkan sesleri, hayvanların hâlâ titreyen bedenlerini ayaklarından üfleyerek şişirdiklerini hatırlıyorum. iç organları bir tarafa, deriyi bir tarafa yığarlardı. kokudan öğürmemize rağmen bütün bunların yetişkinler tarafından tamamen normal sayılmasına biz de iştirak etmeye çalışırdık.


    bir keresinde kocaman bir boğanın kesim esnasında iplerden ve ellerden kurtuluşu, kafası sallanarak bahçede üç çeyrek tur koştuktan sonra yere yığılması, hâlâ aklımdan çıkmayan bir travmadır.


    toplumsal bir akıl tutulması bütün bunlar. çocuk kalbim hepsine şahit. insan, içindeki çığlığa kulak vermeye karar verdiğinde, yıllar boyu görmezden gelinmiş ufacık bir çocuk buluyor çığlığın geldiği yerde. bu çocukla yüzleşmek hepimiz için herşeyden daha zor.


    o yüzden, insanlar vegan bilincinin bu yüzleştirici etkisine direnç gösteriyorlar. o kapı bir kez açıldı mı, çorap söküğü gibi gelen zincirleme uyanışlar karşısında çıldırmak işten değil çünkü. benliğimizi üstüne kurduğumuz paradigmanın çöküşü. sevgi denen şeyin baştan sona yeniden tanımlanması. zor iş.

    vegansozlukcom vegansozlukcom vegansozluk